fbpx
 

Seni Dinliyorum Olric

Seni Dinliyorum Olric

Olric, Oğuz Atay’ın ünlü olan “Tutunamayanlar” adlı eserinde Turgut Özben’e “efendimiz” diye seslenen iç sestir.

İç ses, içimizdeki Homunculus argumanına göre beynimizde vücudumuzun küçük bir versiyonu yaşar. Bu minyatür versiyon gözlerimizden yansıyan görüntüleri yorumlar. İç ses önünüze iki yol çıktığında sizi “Sağa dön.” diye uyarandır. İç ses, hayatınızın en önemli kararını vermeniz gerektiğinde içten içe konuşan, bizi sorgulamaya iten, bizi biz yapan, aldığımız nefesi anlamlı kılan hazinemiz değil midir? Çoğu şairin, ressamın, mühendisin…vs. yani dünyanın gidişatını değiştiren bir çok insanın yönetmeni değil midir?

Peki, Olric-Oğuz Atay’ın efendi ikileminde kitaptan bazı alıntılar yapalım:

 

– Neden sadece bir hayal ürünüsün Olric?

– Siz gerçeksiniz de ne oluyor efendimiz.

– Kolundaki yaralar efendim?

– Tutunurken öyle oldu Olric.

– Ya “Yüreğindeki yaralar…” Efendim?

– Tutulurken öyle oldu Olric..!

– Peki ya gözlerindeki suskunluk ne Efendim ?

– Hiç dokunma..! Sus Olric!..

– Sustum Efendim…

 

– Dilencileri bilir misin Olric? …

– Sizin sayenizde onu da öğrendik…

– Benimle hiç böyle konuşmazdın Olric…

– Bir tek acınızın asaleti kaldı, onu da kaybetmeyin efendimiz!..

 

– Sus Olric! Düşünüyorum.

– Düşünmek ne haddinize efendimiz?

– Descartes düşündükçe var oluyordu Olric.

– Descartes düşündükçe var olur, siz düşündükçe yok olursunuz efendimiz.

 

Evet, kitaptan aldığımız epizotlardan yola çıkarsak bu ikilemde kim efendi, kim köle bunun cevabı sizde!

Hayatlarımızdaki ikilemler, bizlere çoğu şeyi sorgulatmaktadır. Hayat, düşüncelerimizi tutsak eden bir hapishaneden ibaret olsa gerek. Tam da bu noktada bizleri tutsak eden bu hapishanenin çıkış yolu kendi irademizde saklıdır.

Bizler, kendi benliğimizle iç sesimizle bir ömür boyu mücadele etmekteyiz. O yüzden hayatta kaçmaya çalıştığınız kişi kendinizseniz emin olun çok uzaklaşamazsınız. Bunun farkında olarak iç sesimize hayatımızda önemli roller biçmeliyiz çünkü benliğimizdeki iç ses, karanlıklarımıza aydınlık olan efendilerimizdir. Oğuz Atay’ın Olric’i, Sait Faik Abasıyanık’ın Panço’su, Samuel Beckett’ın Godot’u ve Shakespeare’nin Yoric’i olmasaydı ne olurdu?

Sahi, sizin Olric’iniz olmasaydı benliğinize, hayatınıza, yani size ne olurdu?




444 3 725