fbpx
 

Seni anlayamıyorum. Ey iletişim, neredesin?

Seni anlayamıyorum. Ey iletişim, neredesin?

İnsan olarak hamurumuza karışmıştır, kendimize göre uyarladığımız “ben olma” tarifleri. Bir tutam “empati”, bir avuç dolusu “sevgi”, kulak memesi kıvamında “anlayış” bizi biz yapan niteliklerin başında gelir belki de.

Sizlere bu yazımda “iletişimi, etkili dinlemenin yararlarını, iletişim kazalarını, üslup ve vücut dilinin ilişkilerimizde ne denli etkili olduğunu uzun uzadıya anlatabilirim. Bunlar teknik konular. Ben dışında “Google Dede” de sizlere bu konuda yardımcı olacaktır. Ancak üzerimize giydirdiğimiz birçok aracın “ben de nasıl durmuş?” sorusunu yani “ben ve sen” dilinin duygulara dönüş yolunu sizlere anlatamayacaktır. Bu konuda minik örnek öykülerle sizlere “ben” yardımcı olmak isterim.

İletişim, kapsamlı araştırmalar sonucunda varılmış sonucun ana fikriyle “bilgi alışverişi” diyebiliriz. Peki bizler bu alışverişin hangi tarafında daha mutluyuz? “Konuşmanın” sadece karşındakini ikna etmek, laf sokmak, haklı çıkmak, bilgileriyle   üstünlük   sağlamak amacıyla yapıldığı tarafında mıyız yoksa adının “dinleme” olduğu varsayılan konuşma sırasının kendisine gelmesini beklemek için büyük mücadele veren tarafında mı? “İletişim” savaş alanında yorulanların zafer yeri değildir oysaki.

Gelin sizlerle içimizdekilerin dışımızdakilere neler söylediğine bakalım. Cümlelerinizin “ben” diye başladığı duygularınızdan korkmayın. “Ben” demek bencillik demek değil, sen diye başlayan cümlelerin olduğu cümleler yargılamak, hüküm vermek, ne olması gerektiğini söylemek bencilliktir. “BEN, böyle giyiniyorum”, bencillik değil. “SEN de böyle giyin” demek bencilliktir.

Öğrencisi ağlayan öğretmen şöyle der: “Artık ağlama çocuğum büyüdün sen”

Öğrenci: “Peki öğretmenim büyükler ağlamaz mı?”

Haydi, biraz daha halka karışalım. Etkili iletişimin etkisiz elemanı olan “ben böyle sanmıştım” vakalarından “Allah bizi korusun der” ve “beni benden dinleyin, içinizden gelen sanrılarınızdan değil” mesajıyla “konuşalım, dinleyelim, tartışalım, duygularımızı aktaralım” ancak ben öyle sanmıştım varsayımlarımızla birbirimizi yargılamayalım, birbirimize kırılmayalım. Hep birlikte zor olanı değil, kolay olanı hissettiklerimizi ifade etmeyi seçelim. Çünkü hepimiz akıl okuyacak, ifade etmek yerine küsmeye zaman harcayamayacak kadar yoğun yaşıyoruz.

Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış. Başkasından duyunca da “küstüğü ben değilimdir” demiş.

Ne güzel de birbirimizi anlıyoruz oysaki, değil mi? Peki ya iletişim kazaları ne kadar hafif ya da ağır atlatıla biliniyor? Bizler bazı basit olayları üstünde durmaya gerek görmeden yaşıyoruz da birileri bu yaşanmışlıkları önümüze koyunca bir başka bakıyor oluyoruz.  Şimdi ise; yaşanmışlıklara bakalım.

“İki arkadaş film izlerken biri sigara kullandığı için diğeri öksürmeye başlıyor. Sigara kullanan arkadaş diğerine “su iç” diyor.

Anlayışın zirve yaptığı bu olayda anlamayı ve anlatmayı dahası iletişim kurmayı bu kadar “sade ancak derin” izlerle bir başka yaşanmışlık öyküsü olarak “bizden ve içten” şekilde anlatamazdı.

Müşteri, Garsona seslenir: “Bana doyurucu bir şeyler getirir misin?”

Garson: “Ne gibi efendim?”

Müşteri: “Siz beni anlamıyor musunuz, böyle insanları da neden çalıştırırlar anlamam?”

Garson: “Hanımefendi ben salatayla da doyuyorum”

Söylenecek tek sonuç:

 “Özür dilerim Empati, seni kendime sakladım”

Giriş olan “Seni anlayamıyorum, ey iletişim, neredesin?” başlığımla gelişme sürecinin bana verdiği yetkiye dayanarak sonucumu yeni bir başlığa bağlıyorum.

“Seni Anlıyorum”

“Ey iletişim, hoş geldin?”

Birbirimizi anlamak dileğiyle. Sevgiler

Pınar Beklen




444 3 725