fbpx
 

Masalsı Hayat

Masalsı Hayat

Bir varmış, bir yokmuş. Sevgi varmış, seven azmış. Doğru varmış, yalan söyleyen çokmuş. Onuncu köyde kala kala iki hane kalmış. Birinde Pollyanna, birinde de fasulyeleri ile ayyuka çıkan Jack varmış.

Onuncu köye elektrik, su vb. hizmetler ya çok geç ulaşıyormuş ya da hiç gitmiyormuş. Kral Çıplak diyen çocuğu onuncu köy kurulmadan çok önce sadece dokuz köyden değil, dokuz devreden tüm köylerden kovmuşlar. Kurşun Asker ise ülkesine çok hizmetlerde bulunup “Gazi” unvanı almasına rağmen tarihin tozlu sayfalarına kaldırılmış, ikinci sayfa magazin haberleri bile her şeyden daha çok itibar görür olmuş. Bu durum Kurşun Asker’i çok üzmüş, vefasızlık içini acıtmış. “Acımın külleri mutlaka bana bir yol çizer.” diyerek kendini rüzgârın kanatlarına bırakmış. Kim bilir o da neredeymiş şimdi?

Uyuyan Güzel ise iyiliğin, doğruluğun olduğu sabahlara uyanmak üzere kendini tekrar uykuya vermişti.

Bremen Mızıkacıları yeni bir ev heyecanı ile başka köye taşınmışlar. Burada verdikleri ziyafetle mide fesadı geçirmişler. Şimdi ellerindeki serum torbalarıyla devlet hastanesinin acil servis koridorlarında çizgili pijamaları ile ayaklarını sürüyerek perişan halde volta atıyorlarmış. Bu arada midelerini tutarak yedikleri fasulyenin dokunduğunu düşünüp Jack’e çok kızıyorlarmış.

Beyaz Atlı Prens ise mecnun misali çöllere düşmüş. Atını satmış, deve almış kendine. Derdinin dermanını ararken devesi derdine dert katmasın mı? “Yok, devenin nalı” denilen olay gerçekleşmiş, devesinin nalı çölde kaybolmuş. 7/24 yol yardımı alacağı bir nalbant da yokmuş oracıklarda. Ayrıca nal çakmak şöyle dursun, Beyaz Atlı Prens’imiz çivi çakmayı bile bilmezmiş.

Çizmeli Kedi desem o da zengin olduktan sonra karakter değiştirenler kervanında zavallı bir yolcu olmuş.

Ama hiç üzülmeyin, şu bizim İsviçre Alpleri’nden çok güzel haberler gelmiş. Heidi ve Peter evlenmiş, kırk gün kırk gece düğün yapmışlar. Düğünde nerdeyse tüm masal kahramanları oradaymış. ‘’Aman Adanalı, canım Adanalı” şarkısıyla oyunlar oynayıp göbekler atmışlar. Kimsecikler Jack ve Polyanna’nın yokluğunu hissetmemiş. Eğlence şurada duradursun, cadıların ateşi daha da harlanmış, kahkahaları yükselmiş. Uyuyan Güzel’den sonra Pamuk Prenses de kendini uykunun kucağına bırakmış. Masal kahramanlarının bazıları özünden vazgeçince, Pinokyo’nun burnu herkese yol olunca, Pollyanna ağladıkça, Jack çaresizliğinin içerisinde kayboldukça ve güzeller derin uykulara mahkûm oldukça kötü kalpli masal kahramanları kendilerini dev aynasında görmeye devam etmişler.

Jack “Moğollar” misali “Bir şey yapmalı, bir şey yapmalı” diyormuş. Kâh uzadıkça uzayan fasulyeleri ile göğe tırmanıyor, kâh saman balyalarının üzerinde düşünürken uyuyakalıyormuş. Bir gün rüyasında “Samanlıkların Kralı Zühtü”yü görmüş. Zühtü, Jack’in kulağına: “Bu kadar umutsuz olma çocuk, fareli köyün kavalcısını ara.” demiş. Jack de uykusundan uyanır uyanmaz “Fareli Köyün Kavalcısı”nı aramış. Bazı masal kahramanı arkadaşlarının gözlerine perde indiğini, eskiden olduğu gibi hiçbir masalın iyiden doğrudan ve güzel olandan yana bitmediğini, sosyal anlamda herkesin duyarsızlaşıp üç maymunu örnek aldığını, bu olanlara dayanamayan Polyanna’nın bile kendini kedere verdiğini, güzellerin uyanamadığını vs. vs. anlatmış. Sonra da “Abi, sana verebileceğim kese kese altınım yok, ama kötü günler için sakladığım beş adet fasulyem var.” demiş. Fareli Köyün Kavalcısı:

-Vallahi kırıldım şimdi, sen onları zor günler için sandığında sakla. Bak, sana ne diyeceğim. Görüşmeyeli uzun zaman oldu. Ben kendimi geliştirdim. Artık kaval değil, yan flüt çalıyorum, demiş.

Jack, gözlerini silerek Fareli Köyün Yan Flütçü abisine teşekkür etmiş. Birkaç gün sonra Jack, gökyüzünde Pinokyo’nun burnunu takip ederken uçan bir nesne görmüş, ama ne olduğunu tam seçememiş. Nesne yaklaştıkça onun son model, modifiye uçan bir halı olduğunu fark etmiş. Halının üzerinde “Artık çok rakibim var. (THY, Pegasus, SunExpress, Onur Air, Atlas Jet, Anadolu Jet…)” yazıyormuş. Halı süzülerek yere inmiş. Halıdan Fareli Köyün Yan Flütçüsü, Alaaddin ve onun cini inmiş. Jack onları görünce sevinçten deliye dönmüş:

-Hay Allah, Alaaddin abi. Seni ve sevimli cinini nasıl da düşünemedim, demiş.

Alaaddin ise:

-Olur böyle şeyler Jack kardeş, kusura bakacak değiliz ya. Asıl sen bizi affet. Seni ve Pollyanna bacıyı günlük uğraşlarımıza dalıp buralarda yalnız bıraktık. Ama hepsi geride kaldı. Bundan sonra onuncu köy hanesine bizi de ekleyin, demiş.

Fareli Köyün Yan Flütçüsü ivedi hareketlerle:

-Hadi, davranalım, sohbete sonra devam ederiz, demiş ve “Batsın Bu Dünya” ile girizgah yapmış. Jack: “Abi bu çok arabesk oldu, onlara hitap etmez ki.” demiş. Bu sefer de oyun havası çalmış, ama bu da olmazmış. Sonunda “Dünyayı Güzellik Kurtaracak ve Bir İnsanı Sevmekle Başlayacak Her şey” ezgisiyle o çalmış, Polyanna gözyaşlarını silip soprano sesiyle Jack ile düet yapmış. Bu ezgi yerde, gökte, tüm yüreklerde ve tüm masal ülkelerinde yankılanmış. Sesi işiten herkes – Doğrucu Davut’un torunu Kral Çıplak diyen çocuk, Kurşun Asker, uykudan uyanan güzeller ve “Bana Ne, Dünyayı Ben mi Kurtaracağım” grubundan elindeki serum şişeleri ile Bremen Mızıkacıları, nalları boş verip tabana kuvvet koşan Beyaz Atlı Prens, yaptıklarından utanan Çizmeli Kedi, kendilerini dağlardan yola vuran Peter ve Heidi, bir daha onlara uymayacağım, yalan söylemeyeceğim diyen zavallı Pinokyo –   yani anlayacağınız isimli, isimsiz; duyarlı, duyarsız tüm masal karakterleri türkünün son nakaratını insanlığın narası olarak gök kubbeye göndermişler. Onlar söyledikçe kendisini dev aynasında görenler, hainler, arsızlar, hırsızlar, zorbalar, cadılar…  kısacası kötülerin cümlesi kendi karanlıklarında hiçliğe karışmışlar.

O masal ülkesine yeniden güneş doğmuş, Kaf Dağları’nın ardına demir ağlar örülmüş, insanlığın sesini yer, gök, su dinlemiş ve her yer güzelliklerle inlemiş.

Ve gökten üç elma düşmüş. Biri kalemine kuvvet yazana, biri zihnine sağlık okuyana ve anlayana, biri de sabırla dinleyene. Hadi iyisiniz yine, bu masal da iyi bitti.




444 3 725