fbpx
 

Mary & Max

Mary & Max

“Bir şeyleri deneyimlemek isteriz ama yapamayız, sonra bunun için filmler yaparız.” diyor Planetarium filminde.

Filmler, biz farkında olmadan hayatımızdaki birçok noktaya dokunur. Olaylara farklı bir pencereden bakmamızı sağlar, ön yargılarımızı yıkar, empati yeteneğimizi geliştirir, kendimizi bulmamıza yardımcı olur.

Kimi zaman yaşadığımız hayatın sınırlarından çıkıp farklı hayatlara dalmak için, kimi zaman sevdiğimiz bir insanla ortak duyguyu paylaşabilmek için, kimi zaman ise çok sevdiğimiz bir oyuncunun rol aldığı bir film olduğu için kendimizi film izlerken buluruz.

Filmler, bizde her türlü duyguyu uyandırabilir. Güldürür, ağlatır, kimi zaman yüzleşmek istemediğimiz gerçeklerle bizi karşı karşıya getirir, kimi zaman güçsüz olduğumuz bir anda motivasyonumuzu arttırıp bize cesaret verir. Hiç aklımıza gelmeyecek bir yerde ve zamanda yapmış olduğumuz bir davranışta, geçmişte izlediğimiz filmlerin izlerine rastlarız.

Mary and Max‘i izleyene kadar Asperger Sendromu ile ve bu sendromdan muzdarip insanların yaşadığı zorlu hayatla ilgili hiçbir fikrim yoktu. Film bittikten sonra bilgisayar ekranından siyah yazılar akarken Max’in aslında ne kadar zor bir hayat yaşadığını anladım. Kendimi sanki Max ile birlikte tüm o zorluklara göğüs germiş gibi hissettim. Anlatılması güç, duygu dolu ve yalnızca dostluk üzerine kurulu bu ilişkiye şahit oldum. Her cümlesinde dünya düzeni ve insan kavramı üzerine birçok şey düşünürken buldum kendimi. Üzerine çokça düşündüm. Bazen beraber olamasak da farklı dünyalarda belki de aynı dertlerle boğuşurken aynı ekmek arası çikolatayı yediğim, aynı gökyüzüne bakarken gözyaşı döktüğüm ve o gözyaşlarına uzaklarda da olsa dokunabilen insanları düşündüm.

Benim hayatımda birçok noktaya dokunduğunu düşündüğüm bu güzel filmden en sevdiğim replikle yazımı bitirmek istiyorum.

“İnsanlar tanrıya inanmaktan hoşlanırlar çünkü soruların cevabı karmaşıktır.”

Işıl Arslan