fbpx
 

Duygularım Ne Kadar Özgür?

Duygularım Ne Kadar Özgür?

Bu bölümü okumaya başlamadan önce bir hayal kurmanı istiyorum. Demirden dökülmüş bir küre düşün. Kürenin içi suyla dolu olsun. Şimdi o küreyi muazzam bir şekilde yanan ateşe at. Su buharlaşmak isteyecek, moleküller arasındaki boşluk genişleyecek ve bu durum ısı arttıkça devam edecek. Ne olurdu? Düdüklü tencere patlamasından hep korkmuş biri olarak ben, pek iç açıcı bir manzarayla karşılaşacağımı sanmıyorum. Büyük ihtimalle şiddetli bir patlama olur, demir küre parçalara ayrılır ve parçaları birçok yere dağılırdı. Şimdi empati yeteneğimizi biraz zorlayarak kendimizi o demir kürenin yerine koyalım. Bunu neden mi yapıyoruz? Çünkü her gün yüzlerce, binlerce insan o demir kürenin çektiği acıyı çekiyor, bu da yetmezmiş gibi etrafındaki insanlara kadar o parçalar ulaşıyor.

İnsanoğlu doğduğu andan itibaren iletişim kurmaya, yani duygularını ifade etmeye başlıyor. Yeni doğan bebeğin ilk yaptığı şey ağlamaktır. Ağlar, çünkü bir derdi vardır ve bu derdi içine atıp bastırmak yerine çevresiyle paylaşır ki derdine deva bulma şansı olsun. Tabi bebek bunu düşünemez, doğuştan gelen bir güdü ile hareket eder. Peki ya sonrasında… Yani büyürken de devam ediyor muyuz duygularımızı ifade etmeye? Maalesef ki hayır, devam etmiyoruz.

Hepimiz hayatımızda bazı duygularımızı ve düşüncelerimizi bastırıyoruz. Bazı sorunlar öyle ağır gelir ki hiç olmamışlar gibi davranmayı yeğleriz. Freud ikna edici bir şekilde şunu iddia etmiştir ki bir silah deposu gibi işlev gören savunma mekanizmalarımız var. İnkar, tekrarlayıcı davranışlar hatta ortaya çıkan fiziksel belirtiler endişeyi ve psikolojik acıyı uzaklaştırmak için kullanılabiliyor. Hadi gelin! Hep birlikte bir de anlatmayı tercih edelim. Bastırılmadan duygularımızı açıkça yaşayalım. Ne dersiniz?

Şimdi başlangıçta bahsettiğimiz demir kürenin yüzeyinde buharını dışarı çıkarabileceği şekilde bir delik açalım. Kaynayan suyun buharı artık rahatça dışarı çıkabiliyor. İşte, oluşan bu sistem insanlığa sanayi devrimini getirmiştir. Buharlı makinelerle fabrikalar kurulmuş, seri üretime geçilmiştir. Buharla çalışan trenler yapılmış, ulaşım kolaylaşmıştır. Aynı devrimi kendinde de yapmak istemez misin? Sevgimizi, nefretimizi, mutluluğumuzu, hüznümüzü, heyecanımızı, şaşkınlığımızı, korkumuzu, umudumuzu ve bitmez tükenmez nice karmaşık duygumuzu yaşayarak ve paylaşarak içimizdeki yükü hafifletmek, hafifletirken insanlara dokunmak, onların duygularını paylaşmak ve yüklerini hafifletmek bizim doğamızda var zaten. Tek ihtiyacımız ufak bir dokunuş.

Şimdi senden tekrar düşünmeni istiyorum. İçi kaynayan suyla (duygularla) dolu, her an patlamaya yaklaşan bir demir küre misin, yoksa insanlığa hizmet eden, ettiği hizmetten dolayı değer gören bir buharlı makine mi?

Seçim senin ve değişmek istiyorsan bu, şimdi ve burada olsun.




444 3 725