fbpx
 

Azmin Zaferi

Azmin Zaferi

İlkokulu çadır okul olarak bilinen bir okulda okudum. Beni birinci sınıftan beşinci sınıfa kadar okutan bir öğretmenim olmadı. Tanıdığım ilk öğretmen, 5. sınıfta okuyan ablamdı. Çoğu bilgiyi ondan öğrenmiştim.

Ortaokulu 120 kişilik sınıfta okudum. Bunu söylediğimde insanlar “Bu, okul mevcudu mu?” diyordu. Öğretmen yoklama alana kadar ders bitiyordu. Sınıf arkadaşlarımı yolda gördüğümde tanıyamıyordum.

Lise hayatım biraz daha renkliydi. İlk karnemi aldığımda yeni bir notum vardı artık. İlk kez liselere sıfır uygulaması gelmişti ve tam da bana uygulanmıştı. O zamanlarda “e-okul” yoktu, karneler merak edilirdi. Dükkan önlerinde amcalar tavla oynar, gelen giden öğrencilere karne sorarlardı. Aynı soru bana da yöneltildi. Yeğenim karnene bakabilir miyim? Yok, dedim. Sonra karneyi vermek zorunda kaldım. Baktılar ve bana söylenen, diğer öğrencilere söylenenlerden farklıydı: ‘Karnenle süper toto oynayabilir miyim?’. O zaman öğrendim: Süper Toto’da, ‘0’ beraberlik, ‘1’ birinci takımın galibiyeti, ‘2’ ikinci takımın galibiyetiymiş.

Lise yılları böyle sürüp gitti. Mezun olduğumda sınavda çıkacak konuları dahi bilmiyordum. Çok da önemli değildi zaten, çünkü o zamanlar her genç gibi ben de çalışıp ekmeğimi kazanıyordum. Allah kuvvet versin, çalışalım diyordum. Fakat yaptığım iş çok ağırdı.

Zaman geçtikçe bel ağrısı çekmeye başladım. Ağrılar artıyor, artıyor, dayanılmaz bir hal alıyordu. Büyükler, bu yaşta, sen bel ağrısını ne bilirsin; gençsin, çalış diyorlardı. Ben de gençliğin verdiği hırsla ağrıları önemsemiyor, çalışmaya devam ediyordum. Ağrıdan kalkamadığım bir gün apar topar hastaneye gittik. İlk yapılması gereken, sona kalmıştı ve bu da bana pahalıya patlamıştı. Bel fıtığı olmuştum. Doktorlar, korkutmak maksadıyla mı bilmem, kesinlikle ağır kaldırmamalısın, diyorlardı.

“Her şerde bir hayır vardır” demeye başladım. İşte o gün okumaya karar vermiştim. Gece gündüz azimle ders çalışmaya başladım. Çok hırslanmıştım, çünkü anneme söz vermiştim. ‘Üniversite oku, bitir; istersen çöpçü ol.” demişti. Ben de verdiğim sözü tutmak, üzerime düşen kara bulutu dağıtmak istiyordum.

Her şeyin çok güzel olacağına inancım tamdı.

Sınav zamanı geldi, çattı. Sınav yerine gittim. Sınavda da aksilikler sürüyordu, ama inat ediyor yılmıyordum. Sınavdan çıktığımda her şey yolundaydı. Bu iş tamam, dedim.

Azim kazanmıştı. O zamanlar biyolojiden 13 soru çıkıyordu. 8 tane yapmıştım, 8’i de yanlıştı. Şimdi ise çıkan soru sayısından fazla yıldır o dersin öğretmenliğini severek yapıyorum.

YAPAMADIĞININ ÜSTÜNE GİT, GİT Kİ OLSUN…

Murat ARICI

Biyoloji Öğretmeni