fbpx
 

Kendini Gerçekleştiren Kehanet

Kendini Gerçekleştiren Kehanet

Olması düşünülen bir durum ya da eylemin gerçekliğe dönüşmesidir, gününün kötü geçeceğini düşünen bir kişinin gününün kötü geçmesi gibi.

Adını eski mitolojik bir öyküden alan “Kendisini gerçekleştiren kehanet”, zamanın birinde heykeltıraş olan Kıbrıs Prensi Pygmalion tarafından, tüm kadınların kusurlu birer varlık olduğu düşünülerek ideal bir kadın heykeli yapmaya çalışmasıyla ortaya çıkmıştır. “Galatea” adını verdiği bu eser, o kadar güzel olmuştur ki, Pygmalion kendi eserine aşık olur ve Tanrıça Venüs’e dua ederek Galatea’nın canlıya dönüşmesi için yalvarır. Venüs bu dileği yerine getirir ve sonrasında mutlu olurlar.
Kendisini gerçekleştiren kehanet, olması düşünülen bir durum ya da eylemin gerçekliğe dönüşmesidir, gününün kötü geçeceğini düşünen bir kişinin gününün kötü geçmesi gibi. Bu tür bir düşünceye kapılan kişinin tüm eylemleri, isteyerek olmasa da bilinçaltına yerleşen bu düşünce sebebiyle olumsuza dönük olur. Ortaya koymuş olduğu performansın kalitesinden/kalitesizliğinden dolayı en başta söylenmiş, düşünülmüş olan o “yargı” bu şekliyle kendini gerçekleştirmiş olur.
Başka bir deyişle kendini doğuran kehanet, kişinin başına gelebileceklerle ilgili öngördüğü şeylerin bir biçimde vuku bulması gerçekleşmesidir. Bu durum çoğu zaman kendiliğinden gerçekleşir. Mitolojideki “Pygmalion Etkisi”dir bu.
Bir şey çok istenilirse olur. Bir şey ne kadar çok dillendirilirse ve yalnızca dillendirilmekle kalmayıp o şey uğruna ne kadar uğraş verilirse, o şeyi kendimize o denli yaklaştırırız. Önce İnanç.

Sevgili öğrenciler sizlere, Nick adında bir demiryolu işçisinin öyküsünden bahsetmek istiyorum. Nick güçlü, sağlıklı bir demiryolu işçisidir. Arkadaşlarıyla ilişkisi iyi ve işini iyi yapan güvenilir bir insandır. Bir yaz günü tren işçileri, ustabaşının doğum günü nedeniyle bir saat önceden bırakırlar çalışmayı. Tamir için gelmiş olan bir soğutucu vagonunun içine giren Nick, yanlışlıkla kapıyı içerden kapatır, kendini soğutucu vagona kilitlemiş olur. Diğer işçiler Nick’in kendilerinden önce çıktığını düşünürler. Nick kapıyı tekmeler, bağırır, ama kimse duymaz, duyanlar da bu tür seslerin sürekli geldiği bir ortamda çalıştıkları için kulak asmazlar bu gürültülere…. Nick burada donarak öleceğinden korkmaya başlar ve buna inandırır kendini. Eğer buradan çıkamazsam kaskatı donacağım diye düşünmeye başlar. İçeride yarısı yırtılmış bir karton kutunun içine girer, titremeye başlar. Eline geçirdiği bir kağıda karısına ve ailesine son düşüncelerini içeren bir mektup yazar: Çok soğuk, bedenim hissizleşmeye başladı. Bir uyusam! Bunlar benim son sözlerim olabilir. Ertesi gün soğutucu vagonun kapısını açan işçiler, Nick’in donmuş bedenini bulurlar. Üzerinde yapılan otopsi, onun donarak öldüğünü göstermektedir. Fakat bu olayı olağanüstü yapan, soğutucu vagonun soğutma motorunun bozuk ve çalışmıyor olmasıdır. Vagonun içindeki ısı 18 derecedir ve vagonda bol hava vardır. Nick kendini orada donarak öleceğine öylesine inandırmıştır ki bu inancı kendini gerçekleştiren bir kehanet olmuştur.
Kendini gerçekleştiren kehanete göre neyi beklersek o gerçek olur. Bu kurama göre başkalarına karşı hatalı görüşü olan birey, kendi hatalı görüş ve duygularını doğrulayacak şekilde davranış gösterir. Dolayısıyla hedef kişiler de aynı yönde davranışlar sergiler. Birey, kişiler hakkında beklentiler oluşturur, beklentilerine uygun şekilde davranır, ardından da kişilerin bireyin beklentileri doğrultusunda tavır sergilemesi bireyin beklentilerini doğrular. Aslında hayat bizim beklentilerimizin bize yansımasıdır. “Nasıl bakarsan öyle görürsün” demişler. Bireyin nasıl göreceğini, benlik değeri belirler. Olumlu bir benlik değerine sahip olan birey bardağın dolu tarafını, olumsuz benlik değeri olan birey ise bardağın boş tarafını görecektir.
Öğrenilmiş çaresizlik geliştiren bireyler zayıf yetersiz bir benlik değerine sahiptir ve yapmanız gereken en önemli şey bu ruh halinden bir an önce kurtulup odağınızı belirleyerek yola bir an evvel koyulmak olmalıdır… Çünkü inançlar öyle ya da böyle sonuçları etkiler. Başaracağınıza inanıyorsanız başarırsınız ve başaramayacağınıza inanmıyorsanız başaramayacaksınız. A, A’dır. Bilinçaltı söylenene inanır, kendinize ne söylerseniz “o” olursunuz. İnanın, hayal edin, hayaliniz için yaşayın ve başarın!
Ve bir minik ipucu:
Bilinçaltı söylenene inanır, kendinize ne söylerseniz “o” olursunuz.

Seda Keskingöz